MENÜ
KATEGORİLERİM
SON YORUMLAR
SON YAZILARIM

Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı

<- :: Sonraki Sayfa ->

12/4/2007

Kelebek

 

 

 

KELEBEK

İyi kalpli yalnız bir adam birgün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Adam çok sever bu tırtılı. Onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır. Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Adam kelebeğine hayran, bırakamaz onu bir türlü. Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da kıyamaz bir türlü adama ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır.
Ama adam bilir ki "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir." Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru...

Kelebek mutlu olmasına mutludur ama hiçbir meltem, hiçbir çiçek yaprağı adamın avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında adam, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce...
Adam bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğa. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta! Böylece kelebek şunu anlar;
"Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur biliriz. Ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir."
Böylece adam şunu anlar:

"Hiçbir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız."
O günden sonra kelebek, adama duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar. Ama gücü tükenene dek arayıp da bulamayınca anlar ki
"Hiçbir dağ bir özlemi gömebileceğimiz kadar büyük değildir."
Adamsa artık sevdasını koyar avuçlarına kelebeğinin yerine.

 

 

30/3/2007

Küçük Köpek

Adamın biri Afrika da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş.

Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor:

- Şimdi başım dertte, diye düşünmüş minik köpek.

Etrafına bakınmış ve yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış. Bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş:

- Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?

Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış.

- Tam zamanında kurtardım, yoksa bu köpeğe yem olacaktım, diye düşünmüş leopar.

Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş.

Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna:
- Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım, demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte ve süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş.
- Şimdi ne yapacağım, diye düşünürken kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş.

Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş:

- Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala SES yok!

30/3/2007

Gül Kız

 

Genç adam, ise giderken hergün yolunun üzerindeki güllerle dolu bahçeye bakmadan geçemezdi. Her sabah o
rengarenk güller içini neseyle, sevinçle dolduruyordu.
Günler geçtikçe güllere bakan gözleri, bahçedeki eve
takilmaya basladi. Çünkü, son günlerde o evde, tül
perdenin gerisinde bir genç kizin silüetini görüyordu.
Her geçisinde güllere ve pencerede belli-belirsiz
görünüp kaybolan genç kiza bakmadan edemiyordu.
Bir sabah her zamankinden daha erken yola çikti.
Bahçenin önüne geldiginde yüreginin titredigini,
içinin ürperdigini hissetti; her gün tül perdenin arkasinda gördügü kiz, bahçede gülleri suluyordu.
Güzel kiz, genç adami görünce yüzü kizararak içeri
kaçti. Genç kizin hayali gözlerinden kaybolmasin diye
gayret eder gibi gözlerini sabit bir halde bir güle
dikerek öylece kalakaldi. Gördügü güzelligin etkisinde
kalmis, sevdalandigini düsünüyordu. Genç adam, artik
hergün bir öncesine göre biraz daha erken geçiyordu,
kizi tekrar görürüm umuduyla. Fakat tüllerin gerisinde
görünüp kaçan bir silüetten baska sey göremiyor,
kahroluyordu. Genç kiz da her sabah heyacanla tüller
arkasina geçiyor, genç adamin gelmesini bekliyordu.
Bir gün, genç adam bahçenin önünden geçmedi. Genç kiz
gün boyunca bosuna bekledi. Ertesi gün, daha ertesi
gün yine bosuna bekledi, genç adam gelmedi. Genç kizin
yüregine hüzün doluyordu.
Baska bir gün, yine umutsuz gözlerle yola bakarken,
bir grup insanin omuzlarinda tabutla geçtiklerini
gördü genç kiz. Aklindan geçen korkunç düsünceden tüm
vücudunun titredigini hissetti, yüregi sikisti; yoksa
genç adam ölmüs müydü !.. Genç kiz yine hergün
tüllerin arkasina geçiyor, bos gözlerle disari
bakiyordu. Yüzü de, artik bakmadigi, sulamadigi
gülleri gibi soluyordu.
Genç adam bir gün yine geçti bahçenin önünden. Bir
aydir yattigi hastaneden sonunda çikmis, ilk is
olarakta güllü bahçenin önüne gelmisti. Ama ümit
içinde geldigi bahçenin önünde, gülen yüzü asildi;
bahçedeki güller solmus, pencere kara perdelerle
simsiki kapatilmisti. Genç adam yolda oynayan
çocuklara sordu; "Bu evde kimse yasamiyor mu?" Bir
çocuk; "Ihtiyar bir kadin yasiyor." dedi. Genç adam
cevabini duymaktan korkarcasina, baska bir soru sordu
;" Burda yasayan genç kiz ne oldu?" Çocuklardan biri
atildi; "O öldü." dedi, genç adamin yana düsen
kollarini, yasaran gözlerini görmeden baska bir çocuk
atildi; "Verem olmus, dün öldü."
Yillar sonraydi, küçük bir çocuk heyacanla annesiyle
babasinin yanina kostu, güller arasinda, sallanan
sandalyede oturan ihtiyar adami göstererek bagirdi;
"Dedem gülüyor, dedem gülüyor baba !.." Kosarak
ihtiyarin yanina gittiler, gülerken hiç görmedikleri
yüzüne baktilar. Elinde bir gül olan ihtiyar adamin
yüzüne, gerçekten bir gülümseme yayilmisti; biten bir
hasrete seviniyormus gibi, yillardir görmedigi birine
kavusuyormus gibi mutlu bir gülümseyisti bu. Fakat
gözleri kapaliydi...

30/3/2007

Mumların Öyküsü-----( slayt )

29/3/2007

Küçük Kız

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters  baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani   dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli  yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu.  Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir  diye düşündü. Zaten canı çok
sıkkındı, birde sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla:
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
- Hayır çikolata parası lazım!
Bülent in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin  hali de başka oluyor diye düşündü.
- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu
da bulamadıysak aç yatarız.
Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini  anlayamamıştı.
- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca  ona  bir
kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.
Adamın söyledikleri Bülent in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla  kavga
etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş  sahile
kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden
denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir  şey onu rahatlatmıyordu. Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı.
 Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu  diye düşündü.
- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
Bülent in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
- Ben dilenci değilim. Işim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam  yaparım.
Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.
Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
- Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en fazla
üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine  bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık  evliyim.
Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga ediyoruz.
Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz  her
şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun.
Para mı acaba bizi mutsuz eden?
- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her eyim.
Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım   insandan
daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev, araba, iş   diye
her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet  ediyor.
Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit
yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi  olduğunu
bildiğinde ancak mutlu olur.
- Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne kadar
değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
- Küçük kızı severek.
- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını  da  o kadar mutlu edersin.
- Nasıl yani ?
- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar  hep
beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.
Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep
prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz   şımartılmak
isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. Iltifata  doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam   boynuma
sarılır  babacığım beni ne kadar seviyorsun?  diye sorar. Giysisini
değiştirdiği zaman etrafımda  Baba güzel olmuş muyum?  diye sorar  durur. Güzelsin demem de yetmez ona.   Harikasın prenses gibi olmuşsun   demeliyim.
Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
- Işte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da  yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona  bebeğim  diye hitap ediyorum   çok hoşuna gidiyor.  Bebeğim bana bir çay yapar mısın?  dediğimde çay   yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
- Hiç kavga etmezmisiniz siz?
- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın  tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak için  uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.
En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki   sen   o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla  aldatma.
Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla bakar.
Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar.
Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak dokunuşları severler.
- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde
karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek için  elinden
gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu  olmak
isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene
somurtkan,mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu
olabilirsin. - Haklısın da bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama   kadınlar
para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar
hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama hediyeyle mutlu
olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan hediyenin bir  anlamı
yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük kazandım günlük
yedik.Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın
küpe takamadım ama her zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna
pırlanta gerdanlık alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir
zaman ona ipek elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım bedenini ve mutlu ettim onu.
Adam ayağa kalktı.
- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük
kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
- Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin
mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de
pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.
Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su
içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.
- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
Inci hiç konuşmadı.
- Sorsana  niye  diye.
Inci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi   gayet
ciddi bir ses tonuyla. Inci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi yumuşamıştı.
- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim   hangi
meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim   bir
şeydi.  bak senin sevdiğin meyveleri aldım 
Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü
alamazsın.
- Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.
- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice  seven
bu adamı senden mahrum etme.
- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik  görünüyordu.
Inci kıkır kıkır gülmeye başladı.
- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara   katlanabileceksin,
dedi.
Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük
kız gördü.
Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.
--
Her şey gönlünüzce olsun

ARKADAŞLARIM
SAAT
RADYO DİNLE

FLASH ŞİİR

Webmasterim.Com

<- :: Sonraki Sayfa ->